BAŞÖRTÜSÜNE KARŞI KEMALİZM-APOİZM İTTİFAKI MI?

Şükrü HÜSEYİNOĞLU


Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın İspanya’da başörtüsü sorununun çözümüne yönelik olarak yaptığı açıklamalar üzerine laikçi çevrelerden yine büyük bir gürültü sadır oldu. Böyle dönemler için son derece kullanışlı bir klişe söylem olan “Laiklik elden gidiyor!” feveranları eşliğinde bir kez daha medyatik, politik ve bürokratik glu glu dansı ekipleri sahnede yerlerini aldılar. Başörtüsüne karşı, politik arenada CHP’nin, medya ayağında -Engin Noyan’ın yerinde nitelemesiyle- cahiliye medyasının, bürokratik ayağında ise yüksek yargı organlarının rol aldığı bir kampanya başlatıldı, adeta Pavlov’un şartlı refleks deneyinde elde ettiği verileri hatırlatır bir tarzda.
CHP’den gelen açıklamalar tam anlamıyla evlere şenlik türündendi. Bir zamanlar başörtüsü sorununu kendilerinin çözeceğini söyleyip duran CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, “Ha şöyle! İtiraf et! Siyasi simge olduğunu itiraf et!” şeklinde, başörtüsüne karşı duyduğu kin ve öfkeyi kustu partisinin grup toplantısında. Bir CHP’li milletvekili ise kendisine uzatılan mikrofona utanmadan sıkılmadan şunları söyledi: “Türkiye’de başörtüsü sorunu diye bir sorun yoktur. Olmayan sorunu varmış gibi ortaya koyup ülkeyi germek yanlıştır.” 
Aslında buraya kadar her şey son derece tanıdık ve bu anlamda haber ve yazı değeri taşıdığı pek söylenemez. Meseleyi yeni bir yazıya konu teşkil edecek boyuta taşıyan husus, bu kez İslami tesettür karşısındaki söz konusu laikçi koroya, Kürtlerin haklarını savunma iddiasıyla parlamentoda bulunan Demokratik Toplum Partisi (DTP)’nin de katılmış olması. DTP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Erdoğan’ın açıklamalarından sonra MHP tarafından dile getirilen çözüm teklifine karşılık, bu teklifle başörtüsüne sınırsız bir özgürlük getirileceğini ve bu haliyle değişiklik teklifine destek vermelerinin söz konusu olmadığını söyledi. Kaplan, bu yaklaşımını şöyle izah etmeye çalıştı: "Sınırsız özgürlük hiçbir ülkede yoktur. Örneğin başörtülü bir general göremezsiniz. Asker, hakim, polis, öğretmen gibi meslek gruplarının kendine özel kuralları vardır. Bu kuralları benimseyen, gider oraya kaydolur. Bu teklife göre türbanlı bir milletvekili de Meclise girebilir. Dolayısıyla MHP’nin bu önerisi, dini inanç ve özgürlüklerin sağlanmasını hedefleyen bir öneri değil. Toplumda daha çok tartışma yaratır. Bu haliyle teklifi desteklemeyiz."
Aslında bu açıklamalar, DTP’lilerin, CHP Kemalizmini tekrarlayan tarzdaki ilk çıkışı değildi. Daha önce de CHP’yi aratmayacak açıklama ve çıkışları olmuştu DTP’lilerin.
Geçtiğimiz Mart ayında bir dergiye konuşan Mehdi Zana, Kürtlerin zorla İslam’a girdiğini iddia etmiş ve şunları söylemişti: “Kürtler yanlışlıkla Müslüman oldu. Kılıçla, tüfekle üstümüze geldiler, ‘kelime-i şehadet getir’ dediler, dedelerimiz de şehadet getirerek Müslüman oldu. Kürtlerin Müslümanlığı böyledir... Yalnız şunu da söylemek gerekir; Kürtlerin asıl dinleri Zerdüşt’tür."
Bunu bazı DTP’lilerin “Laiklik anlayışımız askerle aynı. Güneydoğu’da biz olmazsak İslamcılar bölgeye hakim olur” şeklindeki açıklamaları izledi. Geçtiğimiz Kurban Bayramı’nda, tutuklu bulunduğu cezaevinden partililere bayram tebriği mesaj ileten DTP Genel Başkanı Nurettin Demirtaş da partililere, hayvan haklarına riayet edip kurban kesmemeleri tavsiyesinde bulunmuştu.
Demirtaş’ın bu tavsiyesini Zaman’daki köşe yazısında değerlendiren Mümtaz’er Türköne, ortaya çıkan tabloyu isabetli bir tanımla “Kürt Kemalizmi” olarak nitelemiş ve şu tesbitlerde bulunmuştu: “Kürt ulusalcılarının kafasındaki "bağımsız devlet" modeli, aydın despotizmine dayalı, tepeden inmeci ve seçkinci bir modernleştirmeyi eksen alan tipik bir Kemalist model. Bu modelin gücünü belki biraz da resmî eğitimin Kürtler üzerindeki tortularına bağlamak lâzım. 1930'ların ideolojik kurgusunun aynısını şaşırtıcı bir benzerlikle bugünün Kürt seçkinlerinde görüyoruz.”  
“Kürt Sorununda Ezber Bozmak” adlı yeni çıkan kitabında Ömer Vehbi Hatipoğlu’nun yaptığı “Kürtçü siyasetin temel işlevinin Kürtleri laikleştirmek olduğu” tesbitini de bu bağlamda burada not edelim.
Ortaya çıkan tabloyu şöyle özetleyebiliriz: Türk ulusalcılığının başat ideolojisi Kemalizm de, Kürt ulusalcılığının başat ideolojisi Apoizm de temelde birer laikleştirme projesidir. Aralarındaki tüm farklılık ve çatışmalara karşın İslami değerler söz konusu olduğunda ortak refleksler ortaya koymaları ve hatta 28 Şubat sürecinde olduğu gibi söz konusu olan İslami değerlerse aralarındaki çatışmayı geri plana itip erteleyecek bir ittifak arayışına bile girmeleri söz konusu olmaktadır.
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

Makaleler

Hava Durumu


VAN