GÜNCELE DAİR KISA KISA

Şükrü HÜSEYİNOĞLU


Hani Muaviye, Kur'an ahkâmının yerine (üstelik İslam kisvesi altında) adım adım cahiliyeyi yeniden inşa edecek saltanatına giden yolda Kur'an sayfalarını mızrakların ucuna takıp Kur'an'ı necis emelleri için araçsallaştırmıştı ya,
Bugün ABD'nin, Han Şeyhun'da Esed'in kimyasal bombalarıyla katledilen mazlumlar üzerinden yaptığı da bunun bir benzeri. Halen Irak ve Suriye'de günaşırı mazlumları katletmeyi sürdüren ABD ve müttefikleri, Han Şeyhun'da katledilen mazlumların cesetlerini mızraklarının ucuna kendi necis emelleri için takıp istismar ediyor, araçsallaştırıyor.
Nasıl ki Hz. Ali'nin ordusunda yer alıp da parçayı bütündeki yerine göre değerlendirme şeklindeki asgari akli yeterliliği göstermeyen bir grup Muaviye'nin bu şeytani hilesine aldanmış ve Sıffin'de onu yenilgiden kurtarmışlarsa,
Bugün de kendisini Müslüman kabul eden bazı ahmaklar ABD ve müttefiklerinin mazlum kardeşlerimizin cesetlerini araçsallaştırmasına karşı çıkacak yerde onların necis emellerini kolaylaştıracak tepkiler veriyor, ABD'nin vicdanına (!) sığınmak gibi bir insan için olabilecek en alçak refleksleri ortaya koyabiliyorlar.

Bizler;
Emperyalizmin bölgeye yönelik planlarından dem vurarak Esed rejimi gibi eli kanlı diktatörlükleri meşrulaştırmaya çalışanlardan da,
Söz konusu dikta rejimleri ve onların katliamlarını gerekçe göstererek bölgeye emperyalizmi dâvet edenlerden de beriyiz.

Beyazsaray adlı büyük şeytan yuvası sözcüsü, Esed kâfirinin Han Şeyhun'da gerçekleştirdiği kimyasal katliamla ilgili açıklama yaparken "2. Dünya Savaşı'nda Hitler bile kitle imha silahı kullanmadı" diyor.
"Hitler bile kullanmadı fakat biz Hiroşima ve Nagazaki'ye nükleer bomba atarak tüm sakinleriyle birlikte bu şehirleri yok ettik" demek istiyor herhalde.

Bu ülkede İHH adlı bir kuruluş var. Açılımı "İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı". Başta Bosna savaşı sırasında olmak üzere yıllardır güzel hizmetler yapmakta Türkiye ve ümmet coğrafyasında. Bizler de zaman zaman yardımlarımızı bu kuruluş aracılığıyla yapıyoruz.
Lakin aynı İHH, farklı coğrafyalarda Müslümanlara yönelik işlenen zulüm ve haksızlıklara karşı duyarlı iken Türkiye'de özellikle son dönemde bağımsız İslami çalışma gruplarına karşı yürtülen baskı ve gözaltı zulümlerine karşı sus-pus.
Hiç değilse ismindeki "İnsan Hak ve Hürriyetleri" ibaresi hatırına birkaç kelam etse ya bu konularda.
İşte bu sebeple söyleyip duruyoruz: Müslüman olduğunu söyleyen kişi ve gruplar hiçbir iktidara, statükoya entegre olmamalı. Her zaman bağımsız duruş sahibi olmayı bilmelidirler diye.

Ümmetin maslahatı da, topyekün insanlığın maslahatı da;
Yalnızca ve yalnızca Rabbimizin Kur'an'la bildirdiği ve Allah Rasulü (a.s.)'ın sîretiyle müşahhaslaştırdığı Kur'ani/Nebevi istikamettedir.
Bu istikametten başka maslahat algısı üretenler, kendileri cahili toplumsal-siyasal işleyişlere entegre olarak saptıkları gibi, muhatap kitleleri de zihnen-kalben ifsad etmektedirler.
Müslüman ne aldananlardan, ne de aldatanlardan olmalı.

İslam'ın ilk adımı "Lâ", köklü bir bağımsızlık ilanıdır. Âlemlerin Rabbi'nden başka yol gösterici, hüküm ve itaat mercii tanımamak, O'nun ölçülerine tâbi olmayan herhangi bir otoriteyi meşru görmemek ve her türlü statüko ve asabiyet bağından bağımsız olarak Allah'ın dinine yönelmek demektir.
Bizler yeryüzünün halifeleri olarak Allah'ın dinini hâkim kılmak için cehd etmekle mükellefiz. Allah'ın dinini hâkim kılma mücadelesinde sebat etmek yerine, İslam'ı TSE standartlarına uygun "statüko dini" kılmaya yönelik mevcut işleyişe taraftar olanlar "Lâ" bilincini ve dolayısıyla akide sözleşmesini berhava ettiklerini bilmelidirler.
Dost acı söyler.

...

K. Kılıçdaroğlu "Atatürk hiçbir zaman tek adam olmadı, buna öykünmedi de" demiş.

Doğru söylüyor. Bahsekonu şahıs tek adamın ötesinde, bizzat kendi emriyle her yana diktirdiği devasa heykelleri, yazdırdığı kendisini yücelten kitaplar, şiirler ve okullarda çocuk dimağlara kendisini tanıttırma biçimi vs ile tek adamın ötesinde tam anlamıyla seküler bir ilah durumundaydı.

...

Sayın Erdoğan! Sizin için rejim tartışması 1923'te bitmiş olabilir. Bu sizin şahsi tercihiniz ve herkes tercihinden dolayı mizanın kurulacağı Hesap Günü Rabbimize hesabını verecek.

Biz Müslümanlar için ise, ta ki yeryüzünde fitne (Allah'ın hükmünü tanımayan her türlü tuğyan) ortadan kalkıp din/hükümranlık yalnız Allah'a has kılınıncaya kadar dünyanın hiçbir yerinde rejim tartışması bitmez.

Bazı çocukların payına envai çeşit çikolata ve çizgi film,
Bazı çocukların payına ise açlığın ve kimyasal gazların düştüğü bir dünya olmaz olsun. Rabbim bu insanlığı ıslah etsin.

Politikacıların İncirlik ve diğer işgal ve katliam üslerini ABD ve NATO adlı seri katillere açık tutarak onların suçlarına ortak olduklarını söylediğimizde, onlardan değil fakat taraftarlarından "Bu üsleri kapatmaya şu anda güçleri yetmediği için bu üsleri kapatamıyorlar" şeklinde cevap geliyor.
Oysa söz konusu üsleri kapatmak değil, asıl kapatmamak cüretkârlıktır. Zira bu durumda zalimlere yardımcı ve ortak olunarak, zalimlere meyletmeyi dahi azab sebebi olarak bildiren Rabbimize karşı cüretkâr davranılmaktadır.
Bir tarafta Âlemlerin Rabbi Allah, diğer tarafta küresel tağut ABD-NATO. Hangisi kendisinden korkulmaya, râzı edilme çabasına lâyıktır?

Bize, İran Rusya veya ABD ile iş tutup bölgede zulme hizmet edince haklı olarak İran'a köpüren, fakat aynı şeyi Türkiye yapınca sus-pus olan,
Veya Türkiye'nin işbirlikçiliğini eleştirirken, İran'ın zalimlerle NATO üyesi Türkiye'den daha hoyratça işbirliği yapmasına susan taraftar zihniyetliler değil,
Zulüm ve işbirlikçiliği limin yaptığına bakmadan lânetlemeyi bilen adil, bağımsız duruş sahibi Müslümanlar lazım.

Bir asır önce belediye başkanlarına "Şehr emini" denilirdi.
Şimdi belediye başkanı denilince akla, imar rantları yoluyla müteahhitlerle birlikte şehirleri yağmalayanlar geliyor.

...

Hani AKP yönetiminde Türkiye diktatörlüğe dönüşmüştü? Şirinevler meydanı adeta HDP kampına dönüşmüş durumda. Birkaç tane stand açmışlar ve istedikleri propagandayı yapıyorlar.
Bir de tersini düşünün. Doğu'da başka partililere propaganda yaptırmamak için baskı ve terör estiren HDP'nin bir yerde hâkim olduğunu yani. Diktatörlük neymiş o zaman görürdü herkes.
Bu arada şunu da belirteyim: AKP iktidarının gücü gariban bağımsız İslami çalışma gruplarına yetiyor. Her türlü münker, fuhşiyat, terör, mafya faaliyeti vs eli kolu sallanarak icra ediliyor, fakat göz altına alınanlar, baskına uğrayanlar bağımsız İslami çalışma grupları…

...

İstanbul'da ezanlar okundu. Ezanlarda "Allahu Ekber" nidaları yükseldi. Namazda da defaatle bu gerçeği dile getireceğiz ve Rabbimize söz vereceğiz "Ancak senden yardım dileriz" diye.
Hal böyleyken, okunan ezanların ve kılınan namazların hilafına bu ülkeyi yönetenler izzeti Allah'ın, Rasulü'nün ve Mü'minlerin yanında değil,
bir ABD'nin, bir Rusya'nın yanında aramaya devam edecek ve ne ezanları okuyanlar, ne camilerde namazları kıldıranlar bu duruma itiraz etmeyecek. "Ezanlarda, namazlarda boşuna mı Allahu Ekber diyoruz' diye itiraz etmeyecekler.
İslam'ın ve onun şiarlarının anlamsız ve işlevsiz bırakıldığı, salt şekle/cesede dönüştürüldüğü bir din anlayışı, tıpkı Roma'nın Hıristiyanlığı gibi, Emevi saltanatının "saray İslam'ı" gibi statüko dini olmaktan öteye geçemez.

"Müslümanların umudu Erdoğan", Erdoğan'ın umudu Trump.
Maalesef manzara bu.

ABD madem ki Suriye rejimini katliam yaptığı için cezalandırmak istedi (!), bu durumda en az bir 59 füze de kendisine atmalı değil mi? 
Haleb'in Etarib beldesindeki camiide, Rakka'da, Musul'da birkaç hafta önce sadece iki gün içinde katlettiği bine yakın mazlumu unuttuk mu sanıyor?

Cihan Akman gibi davetçi, güzel Müslümanları hapsederek, küresel tağut efendilerinizi memnun ediyor olabilirsiniz.
Fakat bilin ki o küresel efendilere hiçbir zaman yaranamayacak, böylece âhiretinizi zaten heba ettiğiniz gibi dünyanızı da kazanamayacaksınız.
Âhirette "Çok safmışız. Bizi aldatmışlar" demenin kârı da olmayacak.

Müslümana yakışan; ölçülü olmak ve kavmi, mezhebi, meşrebi asabiyet yerine vahiy ölçeğinde adalet eksenli bir duruşa sahip olmaktır.
İşte Müslümanlar olarak, Rabbimizin bize gösterdiği ve fakat bizim epey ihmal ettiğimiz istikamet budur.
Suriye cihadına önemli katkı sağlayan Mekkeli davetçi Abdullah Muhaysini'nin, Ebubekir Sifil ile ilgili değerlendirmelerini dinleyince bunları yazmak ihtiyacı hissettim.
Muhaysini, kendisinin namazı terk edenlerle ilgili Hanbeli fıkhı eksenlideğerlendirmelerini eleştiren Sifil'e cevap verirken iltifatlarda ölçüyü epey kaçırıyor ve "levlake levlak" hurafesini/şirkini savunmak gayesiyle 13 seri makale kaleme alacak kadar geleni mutlaklaştırmış biri olan Sifil'e ümmetin önemli ilim adamlarından biri olma payesi veriyor! Zira Ebubekir Sifil bir Sünni!
Aynı Muhaysini'nin, Şia'nın geleneksel hurafeleri ve şirk inançları konusunda eleştirel ve ıslah çizgisinde bir tutum takınan Ali Şeriati, Munteziri, Muhammed Fadlallah gibi Şii gelenekten gelen Müslümanlar için şerh düşme ihtiyacı duymadan Şia'yı toptan İslam dışı kabul eden yaklaşımı, adalet yerine asabiyet eksenli tutumun neticesidir.
Asabiyetin kavmi olanı da, ulusal olanı da, mezhebi olanı da, meşrebi olanı da, mesleki olanı da yanlıştır. Müslümana yakışan adalettir.

Geçtiğimiz günlerde bir matbaada farklı dünya görüşlerinden insanlar referandum özelinde politik tartışma yapıyordu. Bir süre sonra beni de tartışmaya ortak ettiler. Tabi başlarına gelecek olanı bilselerdi bunu asla yapmazlardı!
İçlerinden, Kemalist kimliğini müzakerenin ilerleyen kısmında putuna dokununca öğrendiğim 60'lı yaşlardaki bir bey, Erdoğan'la ilgili eleştirel cümleler kurmama şaşırdı ve sevindi. İslami kimliği olan birinden Erdoğan eleştirisi beklemiyordu belli ki.
Müzakerenin bu kısmında, ortamda bulunan ve Ak Parti mensubu olduğu anlaşılan diğer bir bey, Erdoğan'la ilgili eleştirilerime karşı çıktı, fakat ortam gerilmedi.
Kemalist tartışmacı, bana mükemmel bir pas verdiğinin farkında olmadan "tek adamlık" mefhumu üzerinden Erdoğan'ı eleştirmeye kalkınca pası gole çevirmek boynumuza borç oldu!
Tek adamlık denilince bu ülkede akla ilk gelen, gelmesi gereken M.Kemal'i eleştirmeye kalkınca bizim Kemalistin bana karşı az önce Erdoğan'ı eleştirdiğim için oluşan sempatisi tuzla buz oldu. Öyle ki ortamı hemen gerginleştirdi, iki dakika bile konuşmama müsaade etmeden diyaloğu kesip attı.
Kısacası, insanların putlarına dokunmadıkça iyisin, hoşsun. Fakat putlara dokunduğun anda doğruları da söylesen kulaklar tıkanmaya başlıyor.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

Makaleler

Hava Durumu


VAN