AKP'NİN YAPTIĞI "KİMLİK SİYASETİ" DEĞİL Mİ?

Şükrü HÜSEYİNOĞLU


Başından beri Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) “Biz kimlik siyaseti değil, hizmet siyaseti yapıyoruz” şeklinde bir iddiası olageldi. Genel Başkan ve Başbakan Erdoğan da birçok konuşmasında bu vurguyu yaptı ve yapmakta.

Peki bu gerçekten böyle mi? AKP kimlik siyaseti değil de hizmet siyaseti mi yapmaktadır?

Öncelikle şunu belirtelim ki, kendisini başından beri “muhafazakâr demokrat” olarak niteleyen ve ortaya koyduğu politikalarla da neo-liberal, Batıcı, NATO’cu bir çizgide olduğunu ortaya koymuş olan bir parti ve iktidarın, tüm bu açık gerçeklere rağmen toplumsal algıda büyük bir yanılsamanın eseri olarak İslam’la ilişkilendirilmesi karşısında gerçekten de kimlik siyaseti yapmayıp “hizmet siyaseti”yle yetinmesini isterdik.

Parti kimliği ve politikalarını Batının laiklik, demokrasi, muhafazakârlık, liberalizm, kapitalizm, çoğulculuk gibi modern ve postmodern öğretilerine dayandıran, İslam’ı ise salt “kişisel referans”a indirgeyen bir politik yönelimin, kimlik siyaseti yaparak insanların din algılarını ifsad etmesindense, hizmet siyasetiyle topluma yol, su, elektrik kazandırması kendisi için de toplum için de faydalı olurdu!

Ne var ki gerçekte olup-biten hiç de böyle değil. Başından beri “Biz kimlik politikası değil hizmet poltikası yapıyoruz” deyip duran AKP, aksine başından beri koyu bir kimlik politikası yürütmektedir. Üstelik de, kurumsal anlamda referans edinmedikleri İslam’ı tanımlamaya, onu sınırlamaya, biçimlendirmeye kalkışan bir kimlik siyaseti…

Daha dün (27 Şubat 2013 Çarşamba) Erdoğan, Avusturya’da “Medeniyetler İttifakı Forumu”nda yaptığı konuşmada “Dinlerin bir ayrışma vesilesi değil bir zenginlik olduğunu” iddia etmedi mi? Ki bu iddia, İslam’ın yegane hak din olduğu gerçeği yerine onu "dinlerden bir din", "bir kültürel zenginlik" konumuna indirgemiyor mu? İslam'ı, bâtıl dinlerle aynı kefeye koyan bir söylem biçimini ifade etmiyor mu? Hakikat ve sabite tanımayan postmodernizmin, tüm inançları çoğulculuğun nesnesi kılmaya yönelik tanımlamalarıyla örtüşmüyor mu?

Yine Erdoğan çeşitli vesilelerle “İslam’la laikliğin uyumu”ndan söz etmiyor mu? “Kişi laik olmaz devlet laik olur, bir Müslüman laik devleti yönetebilir”, “Paranın dini imanı olmaz” diyerek, “İslam birliği” fikrinin yanlış olduğunu öne sürerek, bu çağda faizsiz ekonomi olmayacağını iddia ederek yaptığı, hizmet siyaseti mi?

Bu ve benzeri söylemlerle Erdoğan’ın yaptığı tam anlamıyla bir kimlik siyaseti değil midir? Üstelik İslam’ı modern ve postmodern Batılı yargılara göre tanımlayıp sınırlayan, İslam’ı Rabbimizin ona biçtiği “yegane hak din” olma ve hakla bâtılı ayırıp ayrıştırma konumundan alıp “diğer dinlerle birlikte bir zenginlik unsuru” şeklinde niteleyerek bâtıl dinlerle eşitleyen, böylece postmodernizmin “hakikatin çokluğu” ifsadına dayanan çoğulculuk felsefesini İslam’ın üzerine çıkaran, insanlık için yegane kurtuluş limanı olan bu bütüncül hayat nizamını salt “kişisel referans”a indireyen, İslam’ı laiklikle, liberalizmle, kapitalizmle barıştırmaya ve hatta sentezlemeye kalkışan yıkıcı, ifsad edici bir kimlik siyasetidir yapılan.

Bu yıkıcı, saptırıcı kimlik siyaseti karşısında Müslümanların suskunluğu ise hakikaten düşündürücü ve ibret vericidir. Laik bir sistemin yöneticileri tarafından, dinleri modern ve postmodern değer yargıları çerçevesinde tanımlanıp biçimlendirilmeye kalkışılan Müslümanlar, bu durumda nasıl suspus olabilirler? Baltanın sapını kendilerinden gördükleri için midir bu suskunluk, bu kabullenme hali?

Bugün Erdoğan’ın İslam’a dair yaptığı tanımlamalar ve Müslüman toplumlara yönelik Cidde’de, Kahire’de dile getirdiği kapitalist söylemler ve laiklik çağrılarını, sözgelimi Kılıçdaroğlu yapmış olsaydı bizimkiler yine böyle suspus olur muydu? Hiç zannetmiyorum.

Evet, İslam’ı daha başından “kişisel referans”a indirgeyen ve kimlik ve politika olarak Batının bâtıl, müfsid değer yargılarını benimseyen AKP, ne yazık ki bu bâtıl tercihi çerçevesinde kendi işine bakmakla kalmıyor, bu eklektik, bâtıl kimliğiyle kalkıp İslam’ı tanımlamaya, Müslümanlara istikamet göstermeye yelteniyor. Buna karşılık Müslümanlar kalkıp da "Hayır, İslam asla bir kültürel zenginlik değildir. Âlemlerin Rabbi'nin insanlık için seçtiği yegane hak dindir. Onun dışında kalan her türlü inanç, ideoloji ve felsefe ise bâtıldır, insanları dünyada da ahirette de ziyana götüren münkerattır" diye haykırmıyor.  

Bu durum karşısında, bu ülkede yaşayan Müslümanlar olarak, AKP’ye en azından “Laik sistemin laik bir partisi olarak lütfen elinizi İslam’dan çekiniz. Bu ifsad edici kimlik siyasetini bırakıp, illa siyaset yapacaksanız başından beri vaat ettiğiniz üzere hizmet siyasetiyle sınırlı kalınız” dememiz gerekmektedir.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

Makaleler

Hava Durumu


VAN