YÜZDE 81 DİNDAR, YÜZDE KAÇ MÜSLÜMAN?

Şükrü HÜSEYİNOĞLU


Geçtiğimiz ay özet sonuçları  kamuoyuyla paylaşılan bir araştırmaya göre, Türkiye halkının yüzde 81’i kendisini “dindar” olarak tanımlıyor. “Türkiye Değerler Araştırması 2011” başlığını taşıyan araştırma, dinin kendisi için önemli olduğunu söyleyenlerin oranını da yüzde 93 olarak belirliyor. 

Öncelikle belirtelim ki, üretilmiş bir kavram olarak “dindarlık”; İslam’ın anlaşılması ve ifade edilmesi hususunda kolaylık sağlayan değil, aksine algı ve bilinç sapmasına yol açan bir nitelemedir. “Dindarlık” ve “dindar” sözcükleri bugün, İslam’ı hayat nizamı olarak seçen insanlarla ilgili Kur’an’ın kullandığı “Mü’min” ve “Müslim” gibi Rabbani nitelemeleri içeriksizleştirmek ve işlevsizleştirmekten başka bir misyon ifa etmemektedirler. 

Bu iki sözcük üzerinden, kökeni ta Mürcie öğretisine dayanan “dindar Müslüman” ve “dindar olmayan Müslüman” gibi kategorilerin varlığı devam ettirilmektedir. “Dindarlık” sözlüklerde “Dinin yapılmasını emrettiklerini yapma, yasakladıklarından kaçınma hâli”, “dindar” da, “Dinin emrettiklerini yapan, yasaklarından kaçınan kimse”  olarak karşılık bulduğuna göre1, “dindar olmayan Müslüman” demek, “Dinin yapılmasını emrettiklerini yapmayan, yasaklarından kaçınmayan Müslüman” demektir. “Hırsızlık yapmaktan kaçınmayan dürüst insan” gibi bir şey yani! 

Neticede, “dindarlık” ve “dindar” sözcükleri, “Alisiz Alevilik” misali “İslamsız Müslümanlık” şeklinde ifade edebileceğimiz bir büyük aldatmaca ve aldanışın araçlarıdır. Bu sözcükler sayesinde (!) insanların Allah’ın dini karşısındaki pozisyonu ne olursa olsun kimsenin Müslümanlığına hiçbir şekilde zeval gelmemekte, Müslüman olma vasfı, bir tercihin ve hayat biçiminin sonucu olmaktan çıkarılarak, tıpkı Türk veya Kürt olmak gibi sosyolojik bir alt kimliğe indirgenmiş olmaktadır. 

Bu parantezden sonra asıl konumuza dönebiliriz… Ne diyordu son araştırma sonucu: “Türkiye halkının yüzde 81’i kendisini dindar olarak tanımlıyor.” İçerisinde yaşadığımız toplumu doğru tanıyabilmemiz ve topluma yönelik dâvet stratejimizi doğru oluşturabilmemiz için bu tür araştırmalardan çıkan sonuçları iyi tahlil etmemiz ve değerlendirmemiz gerekir.  

Mesela, araştırma sonucunun ortaya koyduğu çok önemli bir veri, dindarlık kavramının mevcut durumda gördüğü olumsuz işlevin ötesinde, toplum algısında bu kavrama yüklenen anlamla ilgili ortaya çıkan sorunla ilgilidir. Zira en iyimser rakamlara göre namaz kılanların oranının yüzde 30’larda olduğu bir coğrafyada, yüzde 81’lik bir kesimin kendisini “dindar” olarak tanımlaması bu kavramın da içinin tamamen boşaltıldığını göstermektedir.  

Muhtemelen bu rakam, kandil geceleri fırsatını (!) kaçırmayanların oranına tekabül etmektedir. Aksi halde, dindarlık oranı yüzde 81’e fırlamış bir toplumda namaz kılanların oranının yüzde 30’larda kaldığı gerçeğini ve bunun yanı sıra oruç tutan ve örtünenlerin oranının gittikçe azaldığı tesbitini2 nereye koyacağız? 

Bu veriler aslında çok yabancı  olduğumuz bilgiler değil. Neticede bu toplum içinde yaşıyoruz ve çevremizde olup bitene, insanların yaklaşım ve yaşantılarına tanık oluyoruz. İslam’ın hemen hiçbir gereğini yerine getirmeyen, bununla birlikte Müslümanlığı da kimseye bırakmayan insanlarla dolu sokak ve caddelerimiz! Ne Müslüman olmaya yanaşan, ne de Müslümanlıktan vazgeçen, çizgisiz, tercihsiz, belli bir duruşu olmayan yığınlarca insan! 

Bu toplumun anlayışında, anne-babadan devralınan ve nüfus cüzdanına yazdırılan İslam olma pâyesi hiçbir şartta zeval bulmuyor, akledecek çağına ulaştığında bu pâyeyi ele alıp bilinçli bir tercihe dönüştürenler ve onun gereği olarak âlemlerin Rabbi’ne teslim (Müslüman) olanlar dışında, mezara kadar bilinçsizce taşınıyor. İslam, tıpkı bir kavmî kimlik gibi babadan oğula devredilen ve hiçbir gereği yerine getirilmese de sahip olunabilen bir uhrevî kurtuluş aracı olarak görülüyor. 

Bu toplumda din, dindarlık ve İslam konusunda hiçbir dayanağı ve tutarlılığı olmayan yaklaşımların hâkim durumda olmasının temel sebebi de zaten bu bilinçsizlik hâlidir. İnsanlar ekseri çoğunlukla İslam’ı seviyor, İslam olmaktan gurur duyuyor, fakat İslam’ın ne olup ne olmadığını bilmiyor. Bilmemenin ötesinde, buna ihtiyaç da duymuyor. Zira ortada bir açlık söz konusu değil. İnsanlar, din adına kulaklarına çalınan yığınlarca hurafeyi Allah’ın dini olarak algılayıp onlarla avunuyor. Bu durumdaki insanlara İslam’ı anlatmaya kalktığınızda “Bizim karnımız tok!” muamelesiyle karşılaşıyorsunuz. 

Bu bilinçsizlik sebebiyledir ki, “yüzde 81 dindar” olan halkımızın ekserisi aynı zamanda, devasa bir sömürü endüstrisi olarak işleyişini sürdüren, kumarın en etkili araçlarından biri ve bunun yanında paganist bir aidiyet ve tapınma biçimi işlevi gören profesyonel futbolun da takipçisi ve destekçisi durumunda. “Bu toplumda en çok söz konusu edilen, en çok gündem edilen aidiyet nedir” diye sorulduğunda sanırız cevap “Futbol takımı taraftarlığı” olacaktır.  

“Dindar”, “profesyonel futbol düşkünü”, “kahvehane müdavimi”, “Spor Toto, İddaa ve Milli Piyango müşterisi”… Hepsi bir arada! Çok kutsallı, çok kıbleli bir toplum kısacası, içinde yaşadığımız toplum ekseriyetle. Bu gerçeği tesbit ve ifade etmeden, bu topluma söyleyecek sözümüz olamaz. 

Tabii bu tesbitler, bizleri toplumumuza sözü en güzel ve doğru şekilde söylemek için olmalıdır, insanları yargılamak ve topluma cephe almak için değil… Bu çerçevede, toplumumuzda din kavramını Kur’ani anlamıyla yoğun şekilde gündem etmemiz gerektiği ortadadır. Kendisini yüzde 81’lik bir oranda “dindar” olarak niteleyen bir toplumda yaşanan çok kutsallılık ve çok kıblelilik sorununun çözümünde din kavramının doğru anlaşılması büyük katkı sağlayacaktır. 

Toplumumuza şu âyetlerin ne ifade ettiğini iyi anlatmamız lazım: 

“…Bugün size dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçip beğendim…” (Maide 5/3) 

“Allah nezdinde hak din İslam'dır…” (Âl-i İmran 3/19) 

“Kim İslam'dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmran 3/85) 

Bu arada, kendisini ekseriyetle “dindar” olarak tanımlayan halkımızın profesyonel futbol tutkusunu söz konusu etmişken, değinmeden geçemeyeceğimiz bir husus var ki, o da, İslam’ı bir baba mirası olarak değil, bilinçli bir tercih olarak benimsemiş ve bu bilinç üzere hayat sürmeye çalışan kimi Müslümanların da, İslami kimliklerinin yanında bir de FB, GS, BJK, TS taraftarlığı kimliği taşıyabiliyor olmaları. Hem Müslüman olmak, hem de haramlara dayalı bir işleyişe taraftar olmak! Doğrusu bazen insanları anlamak çok güçleşiyor…  

Not: Bu yazı İktibas'ın son sayısında yayınlanmıştır.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

Makaleler

Hava Durumu


VAN