BÖYLE BİR CİHAD ANLAYIŞI OLUR MU?

Şükrü HÜSEYİNOĞLU


Önceki yazının devamı niteliğinde "İslam Bir Kültürel Zenginlik midir?" başlığıyla kaleme almayı düşündüğümüz yazıyı daha sonraya bırakıp, Suriye'deki direniş gruplarından "Tevhid Tugayı" komutanı Abdulkadir es-Salah'ın geçtiğimiz günlerde kimi yayın organlarında yer alan açıklamaları üzerinden Suriye direnişine dair bir perspektif tartışması açmayı gerekli gördük...

Suriye'de yarım asırlık laik Baas diktatörlüğüne karşı 2 yıldır ölüm-kalım mücadele veren direniş gruplarının, Baas sonrasına dair yaklaşımlarında farklılıklar olduğu biliniyor. İslami hedefi olan grupların yanı sıra, laik, liberal, sosyalist hedefi olan muhalif gruplar da söz konusu.

Bununla birlikte Suriye genelinde direnişin yükünün önemli ölçüde İslami grupların üzerinde olduğu biliniyor. Ancak İslami grupların perspektiflerine bakıldığında burada da bir ortak yaklaşım olduğunu söylemek zor. Tüm bâtıl ideolojilere ve doğu-batı ayrımı yapmadan küresel emperyalİzme topyekün "Hayır!" diyen gruplar olduğu gibi, bu şekilde bütüncül bir muhalif yaklaşım ortaya koymaktan uzak, muhalefetin siyasi ve diplomatik genel yüzü olarak öne çıkan ve batılı emperyalist güçler ve onların yerli müttefikleri ile yakın temas halinde olan Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu (SMDK)'nin siyasi hedefleriyle paralellik arzeden bir yaklaşım ortaya koyan gruplar da var.ibigi

Geçtiğimiz günlerde çeşitli medya organlarında kendisiyle röportajlara yer verilen Tevhid Tugayı Komutanı Abdulkadir es-Salah'ın açıklamaları, bu açıdan düşündürücü ve Suriye direnişi açısından endişe verici açıklamalardı.   "Suriye'de İslam devleti kuracaklarını

"Suriye'de İslam devleti kuracaklarını" ifade eden es-Salah'ın, düşman olarak sadece Rusya'yı işaret etmesi ve batı emperyalizmine yönelik bir duruş ortaya koymaması ve bunun yanı sıra Hilal TV'ye verdiği mülakatta "Devrim sonrası uluslalarası ilişkilerde tutumunuz ne olacak?" şeklindeki soruya cevap olarak "Biz savaşçıyız. O siyasilerin karar vereceği bir konu" cevabını vererek ABD ve diğer batılı emperyalist güçlerle yakın teması olan Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu'nu işaret etmesi gerçek anlamda bir siyasi basiretsizlik ve duruş sorunu olarak görülmelidir.

Bu nasıl bir cihad anlayışıdır ki, zafer sonrasını, İslami bir duruşu, emperyalizm karşıtı bir duruşu olmadığı bilinen, emperyalist güçlerle ve onların bölgesel işbirlikçileriyle yakın teması olan bir organizasyonun insafına bırakıyor? "Biz savaşırız, ancak savaştan sonra uluslararası ilişkilere dair tutuma karışmayız, o siyasetçilerimizin işidir" yaklaşımı tevhidi bir bakış açısı olabilir mi? Böyle bir yaklaşımla "Tevhid Tugayı" olunabilir mi?

Uluslararası ilişkiler gibi temel egemenlik ilişkilerinin söz konusu olduğu, zulme, sömürüye karşı tavrın ortaya çıkacağı bir alanı, küresel emperyalist güçler ve onların bölgesel temsilcileriyle yakın görüntüler veren bir organizasyona havale ederek İslam devleti kurulabilir mi? 

Bu tür yaklaşımların sorgulanması ve Suriye'deki direnişin emperyalizmin istediği istikamette değil, emperyalizme rağmen zafere yürümesi noktasında sürece İslami kimlik aşılayıcı bir yaklaşımla olup-bitene müdahil olmak Türkiyeli Müslümanlar olarak bizlerin omuzlarımızdaki en temel sorumluluktur.

Aksi halde, kimi çevlelerin yaptığı gibi, "İslami kimlik ve ilkeler"imizi hiç hatıra getirmeyip, bölgede olup bitenleri İslami açıdan değerlendirerek Baas zulmüne direnen kardeşlerimize İslami perpektif konusunda hatırlatıcı, uyarıcı olarak yardımcı olmak yerine, olup-bitenin ardından sürüklenen bir ölçüsüzlük, bir tavırsızlık içerisine girdiğimiz takdirde, ortaya çıkması muhtemel eklektik, batı emperyalizminin bölgeye dair hedef ve beklentileriyle uyumlu sonuçlara da ortaklık etmiş, Müslümanların kanı üzerine bâtıl batı değerlerinin hâkim kılınmasının vebaline ortaklık etmiş oluruz.

Gelecek yazı: "Özgür Suriye" mi, "İslami Suriye" mi?

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

Makaleler

Hava Durumu


VAN